|
Dedemim Ölümü
Yağmurlu bir nisan sabahı evden cipime malzeme taşıyorum; ipler, çadırlar ve akla gelebilen her türlü malzeme. Cip hınca hınç doldu, yol arkadaşım yan koltuktaki yerini aldı ama içimde anlamadığım bir boşluk var. Kendi kendime söyleniyorum: “Ne unuttum acaba, ne?” Çantalara bir daha bakıyorum, kameralarıma, eşyalara; ama bir eksik yok. Çıkıp malzeme odamı bir kez daha gözden geçirmeliyim. Merdivenleri çıkıyorum; içeri girip malzeme odam da köşe bucağa bakarken telefon çalıyor. Arayan babam. -Deden seni görmek istiyor, diyor.
Akşam beraberdik, söyledik, güldük;
ne unuttu acaba diyorum kendi kendime. Araba yüklü, yolumu biraz
uzatıp babama uğrayıp dedemi görüp yoluma devam edebilirim diye
düşünüyorum.
Yol arkadaşım sessiz, ben düşünceli. Babamın evinin önüne gidiyorum; bahçe kapısından balkona geçip, pencereye başımı dayayıp içeri bakıyorum. Dedem kafası önünde oturuyor; cama tıklamalarım fayda etmiyor. Annem balkon kapısını açıyor, içeri giriyorum. Dedemin dizlerinin dibine çöküyorum. Alçak sesle bana: ‘Beni bir ayak yoluna götür.’diyor. Elini tutuyorum, kalkıyor; daha üç gün önce İstiklal Caddesi’nde kol kola yürüyen sanki biz değilmişiz gibi. Sendeliyor... daha sıkı tutuyorum; tuvalete gidiyoruz. ‘Grip oldum herhalde’ diyor. Tuvaletten sonra koltuğa gitmek istemeyip yatağına yöneliyor. Elleri üşümüş. Odaya girerken -Yol bitti, diyor. Ben bunu yatağa ulaştığımıza yoruyorum. Kısık sesle tekrarlıyor. -Yol bitti totolum (sevgili).
Ellerinin üstündeki mavi damarlar
daha belirgin, teni balmumu, gözleri gri. Zaten hiç anlayamadım
benim dedemin gözleri ışığa göre renk değiştirirdi; ama bu sefer
gri... Yatağa uzanıyor, üstünü örtüyorum. -Halanları, amcanları çağır, diyor. Kızıyorum. -Horanı bozma dede, yaza az kaldı. Arıların, bahçelerin seni bekliyor. Bir şey söylemeyip,sadece kesilmiş kuzu gözlerle bakıyor; donuk, gri ve ışıksız... Durum ciddi, ellerini avucuma alıyorum. -Dede, dedem, canım pirim yolculuk var... Başını sallıyor. -Hakkını helal et dede.
-Helaldir totolum.
Odadan çıkıyorum. Evdekilere dedem ölüyor girip helalleşin diyorum. Ağlaşmalar başlıyor. Çıkıp bir doktor arkadaşa ulaşıyorum. Birlikte odaya dönüyoruz. Kız kardeşim ayak ucunda Yasin okuyor. Halam su ile dudaklarını ıslıyor. O ise bana bakıyor ya da odadaki herkese. Gözleri gri yeşil ve ışıklı. Yüzünü hissedeceğimiz şekilde düzeltip derin bir nefes veriyor ve susuyor. Artık bir daha dinmeyecek bir özlem içimde büyümeye başlıyor. Her sırrımı paylaştığım aklım erdiğinden beri sırları benimle paylaşan dedem pır deyip uçuveriyor. Zaman ne kadar hızlı geçmiş tanrım. Daha dün birlikte arılarını kontrole gidiyorduk. Bir keresinde evin önündeki düzlükte durmuş, bana düzü göstererek sormuştu: -Burada ne görüyorsun? -Düz… -Bir daha bak başka ne görüyorsun?. -..... -Hiçbir şey görmüyor musun?... -Çiçekler var… -Başka.
-.....
Sonra yürüyüp gitmiştik. Dev gürgen ağaçlarına koyduğu arı kovanları ile akşama kadar uğraşmış, tekrar eve dönüyorduk. Aynı yerde durdu ve tekrar sabahki sorusunu sordu -Totolum burada ne görüyorsun? -Düz , sen... -Başka? -Çiçek. -Başka? -Ot. -Başka?
Bir an çiçeklerin sabahki gibi
olmadığını fark ettim. Papatyalar kapanmış ve dış yüzeyleri
kırmızı renk almıştı. Tuhaf bir şekilde tüm papatyaların kapalı
olduğunu hissettim. Bağırdım.
-Dede bak çiçekler akşam olduğu için kapılarını kapatmışlar. Dedem güldü. -Hah totolum bende yıllardır hep bunu merak ederim; akşam olunca bu çiçeklerin kapısını kim kapatır acaba? Bir anda o çocuk beynimde fırtınalar koptu. Küçücük yaratıklar papatyanın içinde yaşıyorlar; akşam olunca da kapılarını kapayıp bizim gibi eve çekiliyorlardı demek ki. İlk defa dedemin bilmediği bir şey vardı. Üstelik ben de bu küçük canlıları merak ediyordum. Sonraki günler zamanımın yarısı düzlükte geçirmeğe başladım, ancak papatyaların kapanışını göremiyordum. Akşam olduğunda gaz lambasının aydınlattığı bir kuytuda uykuya giriyor, dedemin beni kucağında yatağıma götürmesine göz yumuyordum. Uyansam bile o gün de papatyaların kapılarının kapanmalarına tanıklık edemediğim için uyanmamış gibi davranıyordum.
Sonunda sabrım taşmış, papatyaların
başına çökmüş kalkmıyordum. Babaannem bu işe çok şaşırmış, benim
gibi aktif bir çocuğun gün boyu oracıkta öylece oturmasını pek
hayra yormamıştı. İki hafta sonra papatyaların kapanışını
hissedebilmiş o gece heyecanla dedemi beklemiştim. -Bak totolum ilk baktığında düzü görmüştün. Sonra çiçekleri, sonra da altında dolaşan börttü böceği gördün. Sonra papatyanın kapanışına bir öykü yakıştırdın. Bak, hayatın en heyecanlı hikayeleri ayrıntılarda saklıdır; eğer bakarsan gördüğün her şeyin bir öyküsü olduğunu bilirsin ve anlarsın. Bundan böyle yalnızca gördüğünü değil, görmediğini de anlamaya çalış. Benim için yeni; dün gibi olan bu öykü, onun için ne kadar zaman olmuştu acaba. Gerçekten papatyanın kapanışını görmüş müydüm, yoksa yakıştırmış mıydım; bilmiyorum. Bildiğim şu var ki öyküler detaylarda gizliymiş bana bunu unutamayacağım bir dille öğretmişti. Dedem sessiz ve soluksuz yatıyordu. Onun solukları, kıpırdayan elleri, yürüyen ayakları, şu an durmuştu… Ya onu yürüten enerji, o nereye gitmişti acaba?
Cipim yüklüydü.Hava yağıyor, ben
hüngür, hüngür ağlıyordum ve kapanan papatyaları izlemek üzere
yolun gittiği yere doğru, gecenin karanlığında yol alıyordum; ve
hala yollardayım.
|