Cemal Gülas'ın Fotoğraftaki Bilinmesini İstediği Öz Geçmişi   
 

1986 yılında mantar gibi bir gecede ortaya çıktı ( bazıları ET nin akrabası derler)

Bu durumu Cemal kısaca şöyle tanımlar: Dönüp geriye baktığımda fotoğraflayacak ne çok şey varmış diyordum. İnsanlık milyonlarca yıla sığdıramadığını şu son yüzyıla sığdırdı ve  çağların en hızlı değişimi yaşadığı bir zaman dilimi başladı.

İnsanlar çıra ışığıyla  aydınlattıkları karanlık gecelerine kandil yağının lüksünü yaşayarak devam ettiler. Ve bu gün uydulardan gelen görüntüler sayesinde tüm dünyadan anında haberler alabiliyorlar. Yalın ve işlevli ihtiyaçları giderek çeşitlendi. Hayatı kolaylaştıran öğeler arttıkça sanki zaman kısaldı. Artık çeşmelerden soğuk ve sıcak su akıyor, ışığı bir düğme ile açıp kapıyor, küçücük bir kutuda dünyanın en ücra noktasındaki sevdiklerine ulaşabiliyorlar. Bana göre bu çağ İnsanlığın asla unutamayacağı bir çağ olacak. Bende bu çağı gelecekte merak edenler için zamana tanıklık ediyorum.

1987 yılında avlanmaktan vazgeçer umudu ile; Nedim Göknil’e hediye ettiği Karaca fotoğrafı yüzünden deşifre oldu.

1988 yılında Ali Üstay ve Sami Güner’in tehditlerine karşı koyamayarak ilk sergisini açtı...

1989’da Ersin Alok’un,

1990’da Halim Kulaksız’ın,    

1991’de Ahmet Kayacık’ın teşvikleriyle üç sergi daha açtı.

1989-1993 arasını “Hollanda’da mı, Türkiye’de mi oturayım” kararsızlığı yüzünden dünyanın çeşitli yerlerinde dolaşarak geçirdi.

1993 yılının mart ayında Hürriyet Gazetesi’ndeki arkadaşı M. Yaşin’i ziyarete gitti ve pasaportunu Yaşin’e kaptırdı.

1993 1 Nisan şakası diye ATLAS adlı bir derginin adını koydu. Derginin  kısa sürede Türkiye'nin en bilinen Coğrafya dergisi olmasında baş  rol oynadı.

1996 yılında Kızılderililerle yaşamak için Kuzey Dakota'ya gitti ama büyük şefin çadırının yerinde beyaz adamın çiftlik evi kurulmuştu.

1997 yılına kadar Atlas’ta 60’tan fazla konuya imza attı.

1997’de Şevket Esin’in desteğiyle DELİ RÜZGAR gibi esti ve beşinci sergisini açtı.

1997 ‘de ALCATEL’in sponsorluğunda BULUTLARIN ÜLKESİ adlı hayalini kitaba dönüştürdü.

1998 yılının mart ayında çocukluk düşlerini süsleyen kuzey kutbuna yürüyerek giden ilk Türk oldu.

1998 yılında bedeni büyüyüp beyni küçülen  ATLAS'LA yollarını ayırdı.

1999'da CANON' un  Desteği ile GÖNLÜMÜN YOLUNDA YÜRÜRKEN adlı altıncı sergisini gölünün yolunda yürüyenlerle paylaştı.

2000 Bulutların Ülkesi CNN Türk televizyonunda 12 bölüm olarak yayınlandı

2001 yılında Nesli tükendiği sanılan Anadolu Leoparını bulup görüntülemeyi başardı.

2001 yılında dünyanın en zor yarışı diye zorla götürüldüğü Yenizelanda’daki Ecochallenge yarışında hayatının tatilini yaptı.

2002 Türkiyenin En iyilerinde fotoğraf dalında en oldu.

Cemal “Bulutların Ülkesi”ni keşfederken 500 bin kilometreden fazla yol katetti.

2 arazi aracı eskitip kullanılmaz hale getirdi.

6 kez akrep, 1 kez de yılan tarafından sokuldu.

İki kez boşandı. Bir kez evlendi.

5 kez ciddi hayati tehlike atlattı. Vücuduna aldığı küçük darp ve yaraların hesabını hiç hatırlayamadı.

Türkiye'yi dünyanın küçük bir maketi olarak tanımladı.

Anadolu üstündeki birçok bakir alan “insanı” İlk defa Cemal ve ekibi ile tanıdı.

Ve yaptıkları kendine sorulduğunda:  “Kim benmiii. Bunların hepsi iftira” "Benim için fotoğraf, bir kutuya hapsedilip, uyutulmuş ışıklardır. Meraklısının gözünde uyanıp dans ederler". Doğadan kokuları ve sesleri de fotoğraf gibi getirebilseydim, bazı insanlar vahşi hayvanlar gibi doğaya dönerlerdi."dedi...